Atatürk’ün Okul Hayatı ve Çocukluğu

   1881 yılının bir bahar günü Selanik’de, üç katlı pembe bir evde dünyaya geldim. Doğum günümü hatırlamıyorsam da annem bana baharda bir, Mayıs günü, dünyaya geldiğimi söylerdi. Benim doğum günüm niye 19 Mayıs olmasın?

Çocukluğu ma dair ilk hatırladığım şey okula gitmek meselesine aittir. Bundan dolayı annemle babam arasında şiddetli bir çatışma vardı. Annem ilahilerle okula başlamamı ve mahalle okuluna gitmemi, gümrükte memur olan babam, o zaman yeni açılan Şemsi Efen-di okuluna devamımı ve yeni yöntemlere göre okumamı istiyordu. Nihayet babam işi ustaca çözdü. ilk önce bilinen törenle mahalle mek-tebine başladım, böylece annemin gönlü yapılmış oldu. Bir kaç gün sonra da mahalle mektebinden çıkarak Şemsi Efendi Okuluna yazıldım.  

 Kısa bir zaman sonra babam öldü. Babamın ölümü bizi ayakta tutan kuvvetli bir desteğin yıkılması gibi bir şeyoldu. Kendimi ade-ta yalnız hissettim. Annemle birlikte dayımın yanına yerleştik.

   Dayımın yaşadığı köy hayatına ben de karıştım, avutmak için bana verdiği görevleri yerine getiriyordum. Başlıca görevim tarla bekçiliği idi. Kardeşim Makbule ile birlikte bakla tarlasının ortasındaki bir kulübede oturduğuinuzu ve kargaları kovmakla uğraştığımızı hatırlıyorum. Hatta bir gün hiç. unutmam Makbule ile yoğurt yiyorduk, aramızda kavga çıktı. Makbule’nin başını tuttu m yoğurt çana-ğının içine soktum, yüzü gözü yoğurt olmuştu.

   Bir süre böyle geçti. Annem okulsuz kaldığım için kaygılanmaya başladı. Nihayet Selanik’de bulunan teyzemin yanına gitmeme ve okula devam etmeme karar verildi. Selanik’de Mülkiye İdadisine yazıldım. Okulda kaymak hafız adında bir öğretmen vardı. Bir gün sınıfta ders verirken ben bir çocuklakavga ettim, çok gürülfü oldu. Öğretmen beni yakaladı ve dövdü. Bütün vücudum kan içinde kaldı. Bü-yükannem zaten okulda okurnamı istemiyordu, beni derhalokuldan çıkardı.

 Evimizin yanında binbaşı Kadri Bey adında.’ biri oturuyordu. Oğlu Ahmet Bey Askeri Rüştiyeye gidiyor ve askeri okul elbisesi giyiyordu. Ben de böyle elbise giymeye hevesleniyordum. Sonra sokaklarda subaylar görüyor, bu dereceye ulaşmak için izlenmesi gereken yolun Askeri Rüştiyeye girmek olduğunu anlıyordum. O sırada annem de Selanik’e gelmişti. Askeri Rüştiyeye girmek istediğimi söyledim. Annem askerlikten korkardı, asker olmama karşı çıktı. Giriş sınavı zamanı ona sezdirmeden kendi kendime Askeri Rüştiye’ye giderek imtihana girdim. Böylece anneme karşı bir oldu bitti yapmış oldum.

 

14 Aralık 2011 Saat : 2:29
Okunma
egitim
devamını oku

ATAM

Emanete hıyanet edenler vardır

Hazmedemiyor, yutamıyoruz Atam

Vatan, millet kimin umurunda

Kabrine gelmeye utanıyoruz Atam.

 

Temellerine layık kuramadık yapıları,

Bize umut oldu el kapıları,

Yine önümüzde Sevr tabuları,

Senin gibi yırtıp atamıyoruz Atam.

 

Dedemin kurumadan toprakta kanı,

Bölmeye kalktılar aziz vatanı,

Herkes kurtarmaya çalışıyor günü

Sensiz kendimize yetemiyoruz Atam…

Yigittin, yürekliydin, örnektin bize,

Çalıştın başardın çıkardın bizi düze.

Biz meydanları bıraktık üç beş soysuza.

Hainleri zindalara atamıyoruz Atam.

 

Alev alev yanıyor yurdun her yanı.

Oluk oluk akıyor milletin kanı.

İdareden aciz kaldık vatanı.

Yatağımızda huzurlu yatamıyoruz Atam.

 

Mezarında da rahatsız ederiz seni.

Çok erken yitirdik ararız seni.

Bir tek yüreğimizde buluruz seni.

Kendimizi ayakta tutamıyoruz Atam…

 

 

~ İlhan KIRCA ~

14 Aralık 2011 Saat : 2:27
Okunma
egitim
devamını oku

Mevlananın Hayatı

Mevlâna 30 Eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan Ülkesi’nin Belh şehrinde doğmuştur.

Mevlânanın babası Belh Şehrinin ileri gelenlerinden olup, sağlığında “Bilginlerin Sultânı” ünvanını almış olan Hüseyin Hatibî oğlu Bahâeddin Veled’tir. Annesi ise Belh Emiri Rükneddin’in kızı Mümine Hatun’dur.

Sultânü’I-Ulemâ Bahaeddin Veled, bazı siyasi olaylar ve yaklaşmakta olan Moğol istilası nedeniyle Belh’den ayrılmak zorunda kalmıştır. Sultânü’I-Ulemâ 1212 veya 1213 yılllarında aile fertleri ve yakın dostları ile birlikte Belh’den ayrıldı.

Sultânü’I-Ulemâ’nın ilk durağı Nişâbur olmuştur. Nişâbur şehrinde tanınmış mutasavvıf Ferîdüddin Attar ile de karşılaştılar. Mevlâna burada küçük yaşına rağmen Ferîdüddin Attar’ın ilgisini çekmiş ve takdirlerini kazanmıştır.

Sultânü’I Ulemâ Nişabur’dan Bağdat’a ve daha sonra Kû»fe yolu ile Kâ’be’ye hareket etti. Hac farîzasını yerine getirdikten sonra, dönüşte Şam’a uğradı. Şam’dan sonra Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde yolu ile Lârende’ye (Karaman) geldiler. Karaman’da Subaşı Emir Mû»sâ’nın yaptırdıkları medreseye yerleştiler.

1222 yılında Karaman’a gelen Sultânü’/-Ulemâ ve ailesi burada 7 yıl kaldılar. Mevlâna 1225 yılında Şerefeddin Lala’nın kızı Gevher Hatun ile Karaman’da evlendi. Bu evlilikten Mevlânanın Sultan Veled ve Alâeddin Çelebi adlı iki oğlu oldu. Yıllar sonra Gevher Hatun’u kaybeden Mevlâna bir çocuklu dul olan Kerrâ Hatun ile ikinci evliliğini yaptı. Mevlânanın bu evlilikten de Muzaffereddin ve Emir û‚lim Çelebi adlı iki oğlu ile Melike Hatun adlı bir kızı dünyaya geldi.

Bu yıllarda Anadolunun büyük bir kısmı Selçuklu Devleti’nin egemenliği altında idi. Konya’da bu devletin baş şehri idi. Konya sanat eserleri ile donatılmış, ilim adamları ve sanatkarlarla dolup taşmıştı. Kısaca Selçuklu Devleti en parlak devrini yaşıyordu ve Devletin hükümdarı Alâeddin Keykubâd idi. Alâeddin Keykubâd Sultânü’I-Ulemâ Bahaeddin Veled’i Karaman’dan Konya’ya davet etti ve Konya’ya yerleşmesini istedi.

Bahaeddin Veled Sultanın davetini kabul etti ve Konya’ya 3 Mayıs 1228 yılında ailesi ve dostları ile geldiler. Sultan Alâeddin kendilerini muhteşem bir törenle karşıladı ve Altunapa (İplikçi) Medresesi’ni ikametlerine tahsis ettiler.

Sultânü’l-Ulemâ 12 Ocak 1231 yılında Konya’da vefat etti. Mezar yeri olarak, Selçuklu SarayınınGül Bahçesi seçildi. Halen müze olarak kullanılan Mevlâna Dergâhı’ndaki bugünkü yerine defnolundu.

 

18 Kasım 2011 Saat : 10:39
Okunma
egitim
devamını oku

Gen Nedir

Gen DNA zincirindeki belli bir uzunluktaki birimdir. Kromozom DNA’ nın özel bir şekilde paketlenmesi sonucu ortaya çıktığına göre her kromozomda çok sayıda gen var demektir. Her bir gen diğerinden farklı bir şifre içerir ve farklı bir proteini kodlar. Eğer vücutta bir genin kodladığı proteine gereksinim varsa o gen aktif hale geçerek üzerindeki şifre, haberci RNA adı verilen bir yapı şeklinde kopyalanır. Bu yapı hücrenin sitoplazmasındaki ilgili birimlere gelerek kalıp vazifesi görür ve o proteinin yapımı sağlanır.

Vücutta bulunan hücrelerin hepsinde aynı genler var mıdır?

Her gen her hücrede vardır. Ancak hücrenin özelliğine göre bazı genler bazı hücrelerde çalışmaz yanı atıl durumdadır. Örneğin tiroit hücresinde hormon yapımını kontrol eden gen, mide hücresinde de vardır ancak işlev görmemektedir. Zaten aynı genleri çalışan hücreler bir araya gelerek dokuları oluştururlar. Diğer yandan bazı genler ortak gendir ve her hücrede aynı işlevlere sahiptir.

Genlerin görevi nedir?

Genler içerdikleri şifreler dolayısıyla vücuttaki her türlü olayı uzaktan kumanda sistemi sayılabilecek bir duyarlılıkla kontrol ederler. Bazı genler vücuda gerekli kimyasal yapıların ortaya çıkmasını sağlarken bazı genler diğer genler üzerinde düzenleyici olarak şifrelenmiştir. Bu genlerin çalışabilmesi için bir uyarana gereksinimleri vardır. Vücudun tiroit hormonuna olan gereksinimi artar yada herhangi bir nedenle kanda tiroit hormonlarının miktarı azalırsa önce beyinde bulunan hipofizdeki ilgili gen, TSH hormonunun yapımını sağlar bu hormon kan yoluyla tiroit hücresine ulaşır ve hücrenin zarına yapışarak çekirdekteki hormon yapımını sağlayacak olan genlere mesaj iletir. Bu mesajı iletecek olan kimyasal yapılar da başka bir gen tarafından yaptırılmakta ve hücre içindeki miktarı düzenlenmektedir. Çekirdekte bu mesajı alan gen tiroit hormonlarını yaptırmak üzere gerekli şifreyi RNA adı verilen bir haberci ile hücrenin sitoplazmasına gönderir ve hormon yapımı başlar.

18 Kasım 2011 Saat : 10:38
Okunma
egitim
devamını oku

Çevremizi Okulumuzu Evimizi Ve Sınıfımızı Temiz Tutmak

Çevre deyince ne gelir ki insanın aklına ımm bir bakalım insanların ve diğer canlıların yaşamları boyunca ilişkilerini sürdürdükleri fiziki,biyolojik,sosyal ekonomik ve kültürel ortamdır çevre….Yani çevre canlı varlıkları etkileyen dış tesirlerin tümüdür…Çevremizi temiz tutmak yaşadığımız alanı temiz tutmak yaşadığımız alan deyince evimiz geliyor aklımıza evimizi nasıl temiz tutuyorsak çevremizide temiz tutmalıyız hayatımızı sürdürdüğümüz her yerderden sorumlu olduğumuzu unutmayalım….Peki çevremizi nasıl temiz tutarız….

  • Kimyasal gübre ve kimyasal temizlik malzemeleri kullanmamalıyız. Alternatif: arap sabunu, soda vs.
  • Çöpleri, çöp poşetinin ağzını sıkıca bağladıktan sonra çöp kutusuna atmalıyız.
  • Evimizin önünü ve bahçemizi her gün en az bir kere temizlemeliyiz.
  • Yere tükürmemeliyiz.
  • Ormanları korumalıyız.
  • Ağaçlara zarar vermemeliyiz.
  • Çimlerin üzerinde ateş yakmamalıyız.
  • Hayvanlara zarar vermekten kaçınmalıyız.
  • Denizleri kirletmemeliyiz.
  • Evcil hayvanlarımızın atıklarını temizlemeliyiz.
  • Çevremizi sahiplenmeli, değerini ve önemini çocuklarımıza öğretmeli, büyüklerimize de anlatmalıyız.
  • Enerji tasarrufu kullanmalıyız.
  • Pis suları sokağa dökmemeliyiz.
  • Tuvaletimizi(büyük-küçük)dışarıya yapmamalıyız.
  • Biten Pilleri pil kutusuna atmalıyız.
  • Piknikten sonra ateşimizi söndürmeliyiz ve asla yerde çop bırakmamalıyız.
  • Kağıt,teneke,cam,pil gibi geri dönüşümü olan maddeleri geri dönüşüm kutularına atmalıyız.

Böylece çevremizi temiz tutmuş oluruz.

 

16 Kasım 2011 Saat : 1:55
Okunma
egitim
devamını oku

Badminton Saha Ölçüleri

Badminton açık havanın olumsuz etkilerini önlemekamacıyla genellikle kapalı alanlarda oynanır. Kort 13.40 m uzunluğundadır. Genişlik teklerde 5.18m çiftlerde ise 610m’dir.Teklerde servis atış alanı çiftlerdekinden daha uzundur ve arka dip çizgiye kadar gider. Sahayı iki eşit parçaya ayıran filenin yüksekliği 155cm dir. Ağ gözenekleri1.5 – 1.7cm kadardır.Ağı geren direkler oyun alanı içine dış sinir çizgilerinin üzerine dikilmelidir. Oyun alanı çizgileri beyaz sarı renklerle belirgin olarak çizilmelidir. Kalınlığı 4cm olan bu çizgiler oyun alanının içinde sayılır. Uluslar arası müsabakalarda salonun korta olan tavan yüksekliği en az 7.8.m-9 m olmalıdır. Badminton alanının yan çizgilerinin duvara uzaklığı en az 90 cm bitiş çizgilerinin uzaklığı ise en az 150 cm olmalıdır.
File koyu renkli ip yada plastik malzemeden yapılmış olup file karesinin ölçüleri en az 1.5 cm en çok 2 cm olmalıdır. File direkten direğe iyice gerilmeli ve oyun alanı ortasında yüksekliği 1.524m direklerde ise 1.55m olmalıdır. Filenin eni 76 cm olup her iki oyun sahası yönünde kalınlığı 3.75cm (toplam 7.5cm)olan beyaz bir bant ile üst kısım dan sarılıdır. Bu kısmın içinde metal tel veya iple file üst kısmından eşit yükseklikteki her iki direğe bağlanır.

DİREKLER
Çiftler oyunu alanı yan çizgileri üzerinde yerleştirilen file direklerinin yerden yüksekliği 1.55m olmalıdır. Direkler taşınabilir yada sabit olabilir. Çiftler oyun alanı yan çizgileri üzerine yerleştirilemeyen direkler için yan çizgilere 4 cm genişliğinde bir bant fileye dikey olacak bir şekilde konularak oyun alanı genişliği tespit edilebili

16 Kasım 2011 Saat : 1:48
Okunma
egitim
devamını oku

Badminton Tarihçesi

DÜNYADA BADMİNTON Badminton Arkeologlar ve tarihçilere göre günümüzden 3000 yıl önce oynanmıştır. Badminton’un gerçek anlamda Dünya’da yayılması Çin’de bulunan manüskriptlere göre, günümüzden 1122 yıl önce Çin imparatorluğundaki Chu-Sülalesi devrine rastlamaktadır. Bu tarihlerde beş altı kaz tüyünün bir vişneye takılıp güneş altında kurutularak elde edilen tüytopun bir raket ile oynanmasına Di-Dzyauci adı verilmiştir. Çin’den sonra özellikle Hindistan’da büyük bir gelişme gösteren Badminton, bu ülkede daha da yayılarak, Poona ve sonraki yıllarda da Pune adları altında oynanmıştır. Japonya’da bu oyuna Oy bane (uçan tüy, uçan leylek) adı verilmiş, 14. Yüzyılda bu ülkede halkın büyük ilgisini çeken Badminton, kaz ve leylek tüylerinin kirazgiller meyvalarına takılmış ve basit tahta raketlerle oynanmıştır. Seyredenlere büyük zevk veren ve seyircilerin oldukça ilgisini çeken Badminton’u, Asya’dan Avrupa’ya ilk kez Marko Polo (1254-1324) getirmiştir. Fransa’da bu spora Kokvanten (uçan horoz) ve Jevolan (tüytop) Almanya, Avusturya ve İsviçre gibi ülkelerde ise Federball, Çar Rusyasında ise bu oyuna Laptu adı verilmiştir. Günümüzde Pakistan’da oynanan Badminton oyununa ise Çırya denilmiştir. 1872 yılında Londra’ya 100 km. uzaklıkta Badminton isimli küçük bir kasabanın Dük’ü olan ve orduda subaylık yapmış asker kökenli Beaufort , uzun yıllar Hindistan’da bulunmuştu. Memleketine döndüğünde fil dişi ve diğer değerli eşyalar arasında bir raket ve tüytopu getiren Beaufort, Poona oyununu Badminton Kasabası’nda yaygınlaştırmaya başlamıştır. Aslında Badminton, kelime anlamı olarak soğuk meyve suyu anlamına gelmekteydi. Dolayısıyla bu güzel meyve suyunu ilk kez Badminton Kasabası içmiş oluyordu. J.L.Baldwin adlı sporcu, ilk kez Badminton Oyun Kurallarını koyn kişi olarak spor tarihine geçmiştir. 1934 yılında Londra’da Uluslararası Badminton Federasyonu (IBF) kurulmuştur. Bu federasyona İngiltere, Hollanda, Danimarka, İrlanda, Kanada, Yeni Zellanda, İskoçya, Fransa ve Amerika olmak üzere toplam 9 ülke üye olmuştur. 1960′lı yılların ortalarına doğru Çin Halk Cumhuriyeti Uluslararası Badminton Federasyonu’na alınmamıştır. Bunun üzerine 1978 yılında başta Çin Halk Cumhuriyeti olmak üzere üçüncü dünya ülkeleri kendi aralarında Dünya Badminton Federasyonu (WBF) ‘nu kurmuşlardır. Uzun yıllar sonunda 1981 Mayıs ayında, bütün ülkeler Uluslararası Badminton Federasyonu (IBF) bayrağı altında toplanmışlardır. Şu anda bu Uluslararası Badminton Federasyonu’na 120′den fazla ülke üye olup, halen dünyada 9 milyondan fazla lisanslı sporcu bulunmaktadır. 1969 yılından itibaren her üç yılda bir Thomas Kupası adı verilen ve yalnızca erkekler kategorisinde uluslararası müsabakalar halen yapılmaktadır. Buna karşılık bayan sporcular Betty Uber Kupası adı verilen maçlara katılmaktadırlar. Thomas ve Uber Badminton sporunda ilk oyuncular olarak spor tarihine geçtiklerinden, bu müsabakalar onların adı ile anılmaktadır. 1977 yılında ilk kez İsviçre’de resmi olarak Dünya Şampiyonası düzenlenmiştir. 5 Haziran 1985′te Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC) Badminton sporunun 1992 Olimpiyat Programına alınmasını kararlaştırmıştır. 1988 Seul Olimpiyatları’nda Badminton tekrar gösteri sporu olarak yer almıştır. En son Barcelona Olimpiyatları’nda Badminton ilk kez olimpik sporlar programına alınarak bu spor dalında müsabakalar yapılmıştır. ÜLKEMİZDE BADMİNTON Türkiye Badminton Federasyonu (TBF) 31 Mayıs 1991 tarihinde kurulmuştur. 3 Kasım 1991 tarihinde 104. üye sıfatıyla Uluslararası Badminton Federasyonu (IBF) tarafından tam üyeliğe kabul edilmiştir. Türkiye Badminton Federasyonu’nun ilk başkanı İrfan YILDIRIM’dır. 5 Aralık 1993 tarihinde ülkemizde ilk kez yapılan federasyon başkanları seçiminde ise Akın TAŞKENT seçimle göreve gelen ilk federasyon başkanı olmuştur. Gazi Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu’ndan Prof.Dr.A.Faik İMAMOĞLU da sonraki 4 yıllık 2 dönemde seçilerek başkanlık görevini yürütmüştür. 11 Aralık 2004 yılında yapılan başkanlık seçimlerinde Başkan seçilen Murat Özmekik halen bu görevini sürdürmektedir. Ülkemizde kısa bir geçmişe sahip olmasına rağmen, son derece zevkli ve mücadele gerektiren bir spor dalı olması sebebiyle toplumumuzun her kesiminden büyük ilgi görmüştür. Ülkemizde Deplasmanlı Badminton Ligi ilk kez 1994 yılında 11 Bölgeden 24 takımın katılımı ile Ankara’da gerçekleştirilmiştir. Bu Müsabakalar sonucunda 8 takım Badminton Ligine katılmaya hak kazanmıştır. Şu an 2006 yılında Badminton 1.liginde 12 takım mücadele etmektedir. Badminton 2.liginde ise şuan 20 takım mücadele ederken, Minikler 1.liginde 12 takım ve Minikler 2.liginde ise 10 Takım mücadele etmektedir. Toplam 38 üniversitenin yer aldığı üniversiteler 1.Ligi ve 2.Ligi de devam etmektedir. Milli Eğitim Bakanlığı Spor Dairesi Başkanlığı’yla, Badminton Federasyonu’nun ortaklaşa düzenledikleri Minikler, Yıldızlar, Gençler Okullar arası yarışmalar ve ferdi Türkiye Şampiyonalarına, özel şirketlerin ve belediyelerin düzenlemiş oldukları turnuvalar eklenmiştir. Elde ettiğimiz Uluslar arası Başarılar. – Mert Aydoğmuş : Tek Erkekler Balkan Şampiyonluğu (1997 Sakarya) – Ezgi Epice Avrupa Ranking Şampiyonası Genel Klasman İkinciliği (Tek-Çift Bayan); 2005-2006 Sezonu – H.Hüseyin Durakcan Belçika Avrupa Gençler Ranking Şampiyonası’nda İkinci (Tek Erkek); 2005-2006 Sezonu – Nursel Doğan Avrupa Ranking Büyükler Şampiyonası Genel Klasman 1.Liği; 2005-2006 Sezonu – Liseler Dünya Şampiyonası Üçüncülüğü (Erkek-Bayan) – 17 Yaş Avrupa Şampiyonası 7.liği – Avrupa B Takım Şampiyonası 3.lüğü – Tüm yaş kategorilerinde Balkan Şampiyonluğu

16 Kasım 2011 Saat : 1:38
Okunma
egitim
devamını oku

Böbreklerimizin Sağlığı İçin Nelere Dikkat Etmeliyiz

Böbrekler sindirim sisteminin en önemli bölümlerinden biridir.Peki Böbreklerimizin sağlığı için nelere dikkat etmeliyiz?

İlk yapılması gerekenlerden biri şüphesiz günlük su tuketimine dikkat edilmelidir.Vücuttaki sıvı dengesi korunmalı ve dikkat edilmeli, Böbreklerimiden atılan idrar düzeni bozularak bir çok sağlık sorunlarına sebep olabilir.

Dikkat Edilmesi Gerekenler

Kuru üzüm, muz, portakal gibi yiyeceklerde bulunan potasyum tuzunun vücutta birikmesi halinde de kas güçsüzlüğü, felç, hatta kalp durması bile yaşanabilir. Hastaların özellikle potasyum yükselmesine dikkat etmeleri gerekir. Böbreklerin yetersiz çalışması halinde Kansızlık, kalsiyum eksikliği, kemik direncinin azalması, kemiklerde eğrilme, kırıklar oluşabilir.

Uygun tedavi ile böbreği hiç çalışmayan hastalar bile çok rahat ve uzun yaşayabilir. Bu durumda doğru tedavinin ve hasta uyumunun önemi büyüktür. Kronik böbrek yetmezliğinin önemli nedenlerinden ikisi, şeker hastalığı ve yüksek tansiyondur. Bu rahatsızlıkların göz ardı edilmemesi, böbrek yetmezliğine neden olmadan tedavi edilmesi gereklidir. 

Diyaliz hastalarının, 2 diyaliz arasında 2.5 kilodan fazla almaması da gerekir. Diyalize girerken çok su içen hastalarda tansiyon düşmesi yaşanır ve kas kasılmalarına rastlanır. Hastalar, hemodiyaliz sırasında beslenme lerine dikkat etmelidirler. 

Böbrek taşı olanlar;

– Siyah çayı ve kahveyi çok az tüketmeli, 
– Bol su içmeli, 
– Tuzu yemeklerden az miktarda almalı, ekstra tuzluk kullanmalı, 
– Yeterli kalsiyum almalı, aşırıya kaçmamalı, 
– Siyah çay yerine yeşil çay ya da diğer bitki çaylarını tercih etmeli, 
– Alkolden uzak durmalı, 
– Hayvansal kaynaklı protein alımına dikkat etmeli, 
– İdeal ağırlığında olmalı, ani kilo kayıplarından kaçınmalı

13 Kasım 2011 Saat : 12:26
Okunma
egitim
devamını oku

Atatürk

 

Sevgilerin en büyüğü Atatürk,
Ulusumuzun güç kaynağı Atatürk,
Bizlere kazanmayı öğreten
Atatürk, Atatürk, Atatürk, Atatürk

Senin bir eserin,
Bu vatan, bu millet
Senden başka yok, tek önder
Atatürk, Atatürk, Atatürk, Atatürk

Seni seviyoruz;
Seni özlüyoruz,
Seni yüceltiyoruz,
Seni biliyoruz Atatürk.

Türklerin en büyüğü Atatürk,
İnsanların çok sevdiği Atatürk,
Yurduma çağdaşlığı getiren
Atatürk, Atatürk, Atatürk, Atatürk

Güçlükleri hep yendi.
Bu millet, bu vatan,
Türk’ten başka yok kalbi atan,
Atatürk, Atatürk, Atatürk, Atatürk.

Seni seviyoruz;
Seni özlüyoruz,
Seni yüceltiyoruz,
Seni biliyoruz Atatürk ATATÜRK!

 

Ercan BAŞ

13 Kasım 2011 Saat : 12:25
Okunma
egitim
devamını oku

Ansiklopedi

Ansiklopedi, birçok bilginin yöntemli ve çoğu zaman alfabetik sıra ile düzenlenmesinden elde edilen başvuru kaynağı kitaplara ya da buna benzer olarak hazırlanmış yayınlara denir. Köken olarak eski Yunanca‘daki (ἐγκύκλιος παιδεία, engkuklios paideia) “dairesel eğitim” veya “genel eğitim” anlamındaki bir kelimeden gelmektedir. Buradaki anlamı, “bilinmeye değer bilgi”dir.

Bu isim, bazen bilimin belirli bölümünün ayrıntılarla ve sistemli bir şekilde incelendiği kitaplar için de kullanılmaktadır. Ansiklopediler, sözlükler gibi yalnız bir kelimenin çeşitli anlamlarını veren eserler değildir. Çok değişik konular hakkında oldukça geniş ve olaylara dayanan bilgiler verirler. Günümüze kadar yazılı olarak hazırlanmış olsalar da, internet sayesinde görsel olarak hazırlanan ansiklopediler de vardır. Örneğin, bu bilgiyi okuduğunuz Vikipedi de, bir “özgür ansiklopedi” projesi olan Wikipedia‘nın üyesidir.

Ansiklopedilerin mümkün olduğu kadar tarafsız hazırlanmaları gerekmekte ise de, bazılarında bu tarafsızlık tam olarak sağlanamamaktadır.

Ansiklopedilerin iki önemli özelliği, konuların yöntemli düzenlenmesi ve her şeyi içine almasıdır.

Tarihçe 

Tarihsel araştırmalardan anlaşıldığına göre, ilk ansiklopedinin Platon‘un öğrencilerinden Speusippus tarafından M.Ö. 4. yüzyılda yazıldığı (Disciplinarium libri) tahmin edilmektedir.

Orta Çağda, bütün bilgilerin tek bir ciltte toplanması için büyük gayretler sarfedilmiştir. Bunlardan biri Dominikan papaz ve yazar tarafından hazırlanmış olup, yazarın ifadesiyle zamanın bütün bilgilerini ihtiva etmekteydi.

13 Kasım 2011 Saat : 12:23
Okunma
egitim
devamını oku
 Son Yazılar FriendFeed
reklam
seo kitabı
reklam
reklam

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Siteler

Ödev