Evren Nedir

Yer Yuvarlağı ve evren Yer Yuvarlağı ve Evren Yer Yuvarlağı ve evren, Bütün gök cisimlerinin içinde yer aldığı sınırsız boşluğa evren denir. Genişliği belli olmayan evrende değişik grupta ve özellikte gök cisimleri bulunmaktadır. Bunların özelliklerine göre çeşitli adlar verilmektedir

Evren içinde milyarlarca gökcisminin bulunduğu sonsuzluk ve onun içindeki varlıklar bütünüdür. Evren içerisindeki cisimlerin başlıcaları şunlardır.

Yıldız ısı ve ışık yayan gök cisimlerine denir. güneş gezegen, Yıldızlardan aldığı ısı ve ışık yansıtan gök cisimleridir. ÖrnekDünya, Uydu Geze genlerden küçük, bağlı olduğu gezegenlerin etrafında dönen gök cisimleridir. ÖrnekAy Nebula evrendeki kızgın gaz ve toz bulutlarıdır. Örnek andromeda meteor atmosfere girince ateş külçesi durumuna dönüşen evrendeki, başıboş dolaşan kayaçlardır.

Galaksi evrenin sonsuz boşluğunda bulunan sayısız gök cisimlerinin oluşturduğu kümelere galaksi denir. Dünyamızın içinde bulunduğu yıldız sistemi yani güneş sistemi, samanyolu galaksinde yer alır.

Yıldız Sistemi Bir yıldız ve onun çekim gücünün etkisi altındaki gezegenler ve diğer gökcisimlerinden oluşan sistemlerdir. ÖrnekGüneş sistemi.

Güneş Kızgın gazlardan oluşmuştur. Çevresine ısı ve ışık yayan gök cismidir. Yapısının %99 hidrojen ve helyum gazlarından oluşur. Yarıçapı 700.000 km. dır. Yüzeyinde sıcaklık 6000 oC Yer yuvarlağından 333.000 kat büyüktür. Dünyamıza ortalama 149.000.000 km. uzaklıktadır.

güneş sistemi Güneş ve onun çekim etkisi altında bulunan gök cisimlerinin oluşturduğunu topluluğa denir. Güneş’in çekim gücü etki-sindeki 9 gezegen, uyduları ve diğer gökcisimlerinin oluşturduğu bir sistemdir. Güneş Sisteminde yer alan geze Genlerin uzaklık ve büyüklük sıralanışı şöyledir. Güneş Sistemi tümüyle aynı yönde dönen bir disk biçiminde Samanyolu Galaksi’si içinde hareket eder.

Güneş sisteminde bulunan gezegenlerin özellikleri şunlardır Bütün gezegenler Güneş etrafında, basıklığı az elipsler biçimindeki yörüngeleri izleyerek dolaşır. Yörüngedeki dönüş hızları birbirinden farklıdır. En yakın merkür dolaşımını 88 günde, en uzak Plüton ise 248 yılda tamamlar. En büyük gezegen Jüpiter’dir. merkür, venüs, mars ve Plüton Dünya’ dan küçük gezegenlerdir. En fazla uydu su olan gezegen Jüpiter dir.12 uydusu vardır. Merkür ve venüs gezegenlerinin uyduları yoktur.

Güneş Sistemindeki geze genlerden biri olan dünya güneşe olan uzaklık bakımından üçüncü sırada yer alır Dünyamız ekvatorda şişkin kutuplarda basıktır. dünyanın bu özel şekline GEOiD denir. Dünyanın bu şekli kazanmasında kendi ekseni etrafındaki dönüşü neden olmuştur.

Dünyanın Şeklinin Sonuçları Ekvatordan kutuplara doğru Sıcaklığın azalması, Güneş ışınlarının düşme açısının, ekvatordan kutuplara doğru küçülmesi, Paralel dairelerinin kutuplara doğru küçülmesi Ekvatordan kutuplara doğru yerçekiminin artması, Ekvatordan kutuplara doğru cisimlerin ağırlıklarının artması, ekvator çemberinin, meridyenlerden ve paralellerden daha uzun olması,

Ekvatordan kutuplara doğru, dünyanın ekseni çevresindeki dönüş hızının çizgisel hızın azalması, Yerden yükseldikçe görüş açısının genişlemesi, Dünya üzerindeki bir noktadan hareket eden bir kişinin hep aynı yönde giderek, hareket noktasına ulaşması,

iki meridyen arasındaki uzaklığın ekvatordan kutuplara doğru azalması, Dünyanın bir yarısında Gündüz, diğer yarısında gece yaşanması, Termik basınç kuşaklarının oluşması, Dünya üzerinde kuzey kutbundan ekvatora doğru gittikçe kutup yıldızının görünüm açısının düzenli olarak küçülmesi ay tutulduğu zaman, yerin Ay üzerine düşen gölgesinin daire şeklinde olması

9 Kasım 2011 Saat : 12:11
Okunma
egitim
devamını oku

Evrim Nedir

Dünyadaki canlı ya da cansız herşey çevre koşulları ile zamanla değişikliğe uğrar.Değişikliğe uğramış canlı ya da cansız madde doğa yasaları ile test edilir.Çevrede radikal değişiklik yok ise canlı değişmeyebileceği gibi değişebilir de.Değişim hızlı veya yavaş olabilir.

Bu testi geçen yaşamını ya da varlığını sürdürür,geçemeyen yok olur gider.Bu test sürekli olan bir testtir.

İşte bu sürece evrim denir.

Değişim,canlı türlerinin yaşama ve üremesini olumlu yönde etkilemiş ise canlı yeni şekil almış hali ile yoluna devam eder,olumsuz değişiklik olmuşsa canlı belirli bir zaman diliminde veya aniden soyu tükenir.(4.5 milyar yılda dünyadaki hayvan ve bitki türlerinin %97′si yok olmuştur)

Bir canlının soyundan yeni türler çıkabilir,bunlar aynı veya farklı çevrelerde yaşayabilirler.

Çevre Koşulları:Canlı veya cansız maddenin içinde bulunduğu ortamı etkileyen her türlü iç ve dış etki.Bunlara kısaca örnek verelim;

Sıcaklık,sıcaklığın değişim hızı,nükleer radyasyon,atmosferdeki gazların oran ve çeşitliliği,dış uzaydan gelen her tür ışınım ve madde,ortamdaki diğer canlıların besin,zincirindeki,barınma durumundaki değişiklikler,canlının yaşadığı doğal çevrenin değişimi(yıldırım düşmesi ile yanan ormanlar ve o bölgeden ayrılma veya o bölgeye gelme),depremler,volkanik etkinlikler nedeniyle oluşan değişiklikler…gibi binlerce etken sayılabilir.

1-Bir canlı ani bir değişiklikle kısa sürede başka bir türe dönüşebildiği gibi,dönüşüm uzun zaman da alabilir.Canlı milyonlarca yıl değişmeden de kalabilir.

Dolayısıyla belirli bir sürede her canlı mutlaka değişecek diye bir kural yoktur.

2-Görünen çevre koşulları değişmediği halde canlının iç dinamiği ve cinsel seçilim gibi nedenlerle,gözle görünmeyen nedenlerle canlı değişebilir,değişmeyebilir de.

3-Her canlı,cansız çevre koşullarına aynı değişim tepkisi vermez veya değişmeme tepkisi vermez.

4-Evrim mükemmele,daha iyiye gidiş değildir.Doğada daha iyinin tanımı şudur;canlı yaşama ve üremesini,beslenmesini yaşadığı çevrede sağlayabiliyorsa o canlı mükemmeldir.

Dolayısıyla bu gün hayatta kalan her tür mükemmeldir.

Doğaya ve değişimine uymuştur,daha doğrusu uymak için çaba göstermemiş ama kendisindeki değişimler “o zaman dilimindeki doğa,çevre koşulları ile uyumlu halde olmuştur”.

Yani değişimin bir bilinci yoktur.

9 Kasım 2011 Saat : 12:10
Okunma
egitim
devamını oku

İbni Sina Hayatı

Felsefe, matematik, astronomi, fizik, kimya, tıp ve müzik gibi bilgi ve becerinin çeşitli alanlarında seçkinleşmiş olan, İbn-i Sinâ (980-1037), matematik alanında matematiksel terimlerin tanımları; astronomi alanında ise duyarlı gözlemlerin yapılması konularıyla ilgilenmiştir.

Astroloji ve simyaya itibar etmemiş, Dönüşüm Kuramı’nın doğru olup olmadığını yapmış olduğu deneylerle araştırmış ve doğru olmadığı sonucuna ulaşmıştır. İbn-i Sinâ’ya göre, her element sadece kendisine özgü niteliklere sahiptir ve dolayısıyla daha değersiz metallerden altın ve gümüş gibi daha değerli metallerin elde edilmesi mümkün değildir.

İbn-i Sinâ, mekanikle de ilgilenmiş ve bazı yönlerden Aristoteles’in hareket anlayışını eleştirmiştir. Aristoteles, cismi hareket ettiren kuvvet ile cisim arasındaki temas ortadan kalktığında, cismin hareketini sürdürmesini sağlayan etmenin ortam, yani hava olduğunu söylüyor ve havaya, biri cisme direnme ve diğeri cismi taşıma olmak üzere birbiriyle bağdaşmayacak iki görev yüklüyordu.

İbn-i Sinâ, bu çelişik durumu görmüş, yapmış olduğu gözlemler sırasında hava ile rüzgârın güçlerini karşılaştırmış ve Aristoteles’in haklı olabilmesi için havanın şiddetinin rüzgârın şiddetinden daha fazla olması gerektiği sonucuna varmıştır. Oysa bir ağacın yakınından geçen bir ok, ağaca değmediği sürece, ağaçta ve yapraklarında en ufak bir kıpırdanma yaratmazken, rüzgâr, ağaçları sallamakta ve hatta kökünden kopartabilmektedir; öyleyse havanın şiddeti, cisimleri taşımaya yeterli değildir.

İbn-i Sinâ, her şeyden önce bir hekimdir ve bu alandaki çalışmalarıyla tanınmıştır. Tıpla ilgili birçok eser kaleme almıştır; bunlar arasında özellikle kalp-damar sistemi ile ilgili olanlar dikkat çekmektedir. Ancak, İbn-i Sinâ dendiğinde, onun adıyla özdeşleşmiş ve Batı ülkelerinde 16. yüzyılın ve Doğu ülkelerinde ise 19. yüzyılın başlarına kadar okunmuş ve kullanılmış olan “el-Kânûn fî’t-Tıb” (Tıp Kanunu) adlı eseri akla gelir.

Beş kitaptan oluşan bu ansiklopedik eserin birinci kitabı, anatomi ve koruyucu hekimlik, ikinci kitabı basit ilaçlar, üçüncü kitabı patoloji, dördüncü kitabı ilaçlarla ve cerrahi yöntemlerle tedavi ve beşinci kitabı ise çeşitli ilaç terkipleriyle ilgili ayrıntılı bilgiler vermektedir.

İbn-i Sinâ’nın söz konusu eseri incelendiğinde, konuları sistematik bir biçimde incelediği görülür. Tarihte ilk defa, tıp ve cerrahiyi iki ayrı disiplin olarak değerlendiren İbn-i Sinâ, cerrahi tedavinin sağlıklı olarak yürütülebilmesi için anatominin önemini özellikle vurgulamıştır. Hayati tehlikenin çok yüksek olmasından ötürü pek gözde olmayan cerrahi tedavi ile ilgili örnekler vermiş ve ameliyatlarda kullanılmak üzere bazı aletler önermiştir.

Gözle de ilgilenmiş olan İbn-i Sinâ, döneminin seçkin fizikçilerinden İbn-i Heysem gibi, Göz-Işın Kuramı’nı savunmuş ve üst göz kapağının dışa dönmesi, sürekli beyaz renge veya kara bakmaktan meydana gelen kar körlüğü gibi daha önce söz konusu edilmemiş hastalıklar hakkında da ayrıntılı açıklamalarda bulunmuştur.

İbni Sina

İslam düşünce tarihinin en büyük isimlerinden olan İbni Sina’nın bu seçkinliği, birçok yönden özgünlük taşıyan, ayrıntılı ve mükemmel bir sistemle sunulmuş felsefesinden ileri gelir. İbni Sina, ilahiyattan ahlak ve siyasete kadar felsefenin o dönemdeki bütün disiplinlerini ele almış; ayrıca başta tıp olmak üzere, pozitif bilimlerde de söz sahibi olmuştur. Helenistik dönemde yeni Platoncu bir kimliğe büründürülmüş olan Aristotelesçiliği, felsefe yöntem ve ölçüleri içinde kalarak İslami bir söylemle ortaya koymaya çalışmış; Gazali, Fahreddin Razi, İbni Teymiyye gibi İslam dünyasında çok etkin olan bilginlerin ağır eleştirilerine karşın «eş-Şeyhu’r-Reis » (baş üstat) ünvanını bütün dönemlerde korumuş; tıpta ise modem tıbbın doğuşuna kadar Doğu ve Batı’da otorite sayılmıştır.

BAŞLICA ESERLERİ :

El-Kanun fi’t-Tıb (“Hekimlik Yasası”); Kitabü’l-Necat (“Kurtuluş Kitabı”); Risale fi-İlmü’l-Ahlak (“Ahlak Konusunda Kitapçık”); İşarat ve’l-Tembihat (“Belirtiler ve Uyarılar”); Kitabü’ş-Şifa (“Sağlık Kitabı”).

18 Ekim 2011 Saat : 4:08
Okunma
egitim
devamını oku

Kan Kanseri Hastalığı

Halsizlik, yorgunluk, nefes darlığı, çarpıntı, enfeksiyon, ateş, alışılmadık kanamalar, vücutta morarmalar, boyun, koltuk altı ve kasık bölgelerinde lenf bezlerinde ağrısız büyüme kan kanserlerinin en önemli belirtileri sayılıyor. Araştırmalar kan kanserlerinin tedavisindeki başarının yüzde 40-90 arasında değiştiğini gösteriyor.

 

Her 100 bin kişiden 2-10’unda görülen kan kanserlerinin oluşumunda, giderek artan çevresel kirliliğin önemli bir rolü olduğu belirtiliyor. Benzen içeren kimyasal maddeler, radyasyon, elektromanyetik alanlar; down sendromu gibi bazı kalıtımsal hastalıklar ve kemoterapi uygulaması, lösemi ve lenfomalardan oluşan kan kanserlerinin riskini artırıyor.
Kan kanserleri halsizlik, yorgunluk, nefes darlığı, çarpıntı, enfeksiyon, ateş, alışılmadık kanamalar, vücutta morarmalar, boyun, koltuk altı ve kasık bölgelerinde lenf bezlerinde ağrısız büyüme gibi belirtilerle ortaya çıkıyor. Kan kanserlerinin erken tanısının önemli olduğuna dikkat çeken Acıbadem Hastanesi Kadıköy’de görev yapan İç Hastalıkları ve Hematoloji uzmanı Doç. Dr. Siret Ratip, “Erken tanı kan kanserlerinin tedavisindeki başarı oranını yükseltiyor. Araştırmalar kan kanserlerinin tedavisindeki başarı oranının yüzde 40-90 arasında değiştiğini gösteriyor” diye konuşuyor.

LÖSEMİLERİN OLUŞUM MEKANİZMASI
Kan kanserini oluşturan lösemilerin kemik iliğinden, lenfomaların ise genellikle lenf bezleri ve bazen de kemik iliğinden kaynaklandığını belirten Doç. Dr. Siret Ratip, löseminin oluşum mekanizması ve belirtileriyle ilgili olarak şu bilgileri veriyor:
“Kandaki hücre çeşitlerinin üretiminden sorumlu olan kemik iliğinde her an binlerce hücre üretilmektedir. Bu hücrelerin üretiminden sorumlu ve anne hücre olarak tanımlanabilecek stem hücrelerde oluşan kanser lösemi olarak tanımlanır. Lösemide stem hücreler, vücut kontrolü dışına çıkıp bağımsızlık kazanır ve sayıca kontrolsüz olarak artar. Bu durumda olgunlaşma ve çalışma kapasitesi olmayan binlerce kanser hücresi kemik iliğini doldurur ve normal hücre üretimini ağır derecede aksatır. Kanda oksijen taşıma sorumluluğu olan kırmızı hücrelerin eksikliği hastada halsizlik, yorgunluk, nefes darlığı, çarpıntı gibi şikayetlere neden olur. Enfeksiyonlarla çarpışma sorumluluğu olan beyaz hücrelerin eksikliği vücudun çeşitli yerlerinde sık ve ağır enfeksiyonlar ve ateşe zemin hazırlar. Kanamayı durdurmadan sorumlu olan trombositlerin eksikliği de kolay morarma ve alışılmadık derecede ağır kanamalara neden olabilir.”

18 Ekim 2011 Saat : 4:00
Okunma
egitim
devamını oku

Güzel Sanatlar Nedir

Güzel Sanatlar Nedir

 

Güzel Sanatlar

İnsanda heyecan ve hayranlik uyandiran sanatlar. bu sanatlar marangozluk, demircilik, dülgerlik gibi, el işinden çok ,ruh ve duyguyu ilgilendiren sanatlardir.

Güzel sanatlar içine, ortaçağ bilginleri tarafindan on sanat sokulmuştur. bunlar da: sarf (dilbilgisi), nahiv (sözdizimi), ilmi beyan (güzel konuşma bilimi), belagat (güzel konuşma bilimi), hesap felsefe, musiki, hendese geometri), ilmi heyet (astronomi) idi.fakat bunlardan çoğu, bilimler arasina girmiş ve güzel sanat olmaktan çikmiştir.

Güzel Sanatlarin Çeşitleri:

1 – edebiyat: kelimelerle yapilan bir güzel sanattir. nazim ve nesir yolundaki bütün eserler bu kola girer.

2 – resim: yağli, sulu ya da kuru boyalarla bir zemin üzerine çizgiler çizme ve boyama suretiyle yapilan güzel sanattir. resim yapan sanatçiya ressam adi verilir.

3 – heykel: ya tabiatta var olan ya da hayalde canlandirilan varliklari,taş, çamur, tahta, maden gibi maddeler kullanmak suretiyle üç boyutlu olarak yapma işidir. heykel yapanlara heykeltiraş adi verilir.

4 – mimarlik: insanlarin estetik zevklerine hitap edecek şekilde yapilar yapmaktir. tarihî olmak özelliğini kazanmiş yapitlar, tapmaklar .camiler, saraylar, bir medeniyetin en güzel eserlerini meydana getirirler. sanatçilarina mimar adi verilir.

5 – musiki: sesleri melodi haline getirme sanatidir. musiki, pek çok bölümlere, ayrilir. musiki bestecilerine musikişinas denir.

6 – tiyatro: bir hikâyenin, sahnede, oyuncular tarafindan canlandirilarak, temsil edilmesi sanatidir. bugün tiyatro eserleri, sinemalarda, radyolarda, televizyonlarda yer almaktadir. eseri oynayan sanatçilara aktör, aktris adi verilir.

7 – dans: musikiye uyularak yapilan ritmik hareketlerdir. pek çok çeşitleri vardir.

bunlarin dişinda olarak, bugün, sinema ve fotoğrafçiliği da güzel sanatlar arasinda sayanlar vardir.

güzel sanatlar ile ilgili başka bir yazı:

sanat genel olarak önce iki gruba ayrılır:

a) Pratik sanatlar / endüstriyel sanatlar (zanaat),

b) Güzel sanatlar.

Güzel sanatlar deyince aklımıza, insan yaratıcılığı, insanın ilk çağlardan bu yana kendini ifade ettiği, tam yetkinleşemediği dönemlerde, çizgi, boya, kil yoluyla içini döktüğü biçimler, desenler, çeşitli oluşumlar geliyor. Yetkinleştiği dönemlerde ise, örnekler çok çeşitli. Sözgelimi, ünlü Rönesans sanatçıları, yapılar, anıtlar, köprüler, müzeleri dolduran resimler, sonra şiirler ya da Mimar Sinan’ın camileri, çeşmeleri, köprüleri .. Derken günümüzün sanat eserleri, insan aklıyla duygularının estetik beğenisiyle yaratıcı gücünün ortaya koyduğu, bilim ve teknolojinin de en üst seviyelerindeki çağımız sanatçılarının sanat ürünleri : Çağdaş resim, heykel, roman, tiyatro, sinema, çelik ve cam yapılar, incecik kullanım eşyaları, sesin, ışığın, rengin, oyun gücünün birleştiği büyük sahne olayları, türlü tasarımlar.

 

Acaba güzel sanatları nasıl sınıflandırabiliriz?

Geleneksel ve çağdaş olmak üzere iki biçimde sınıflamak, bize bazı kolaylıklar getirebilir.

Geleneksel sınıflama, güzel sanatları, hitap ettiği duyu organlarına göre sınıflar. Sözgelimi “görsel sanatlar” (plâstik sanatlar), göze ve görmeye dayanan sanatları, resim, heykel, mimari gibi dalları bir grupta topluyor. Fonetik sanatlar, müzik ve türleri ile edebiyatı; ritmik sanatlar ise, hem görme ve hem de hareketle ilgili olan sinema, opera gibi sanatları kapsamaktadır.

Ancak, bu sınıflandırmanın ister istemez dışında kalabilen bazı türler de olabiliyordu. Sözgelimi, karikatür veya seramik gibi. Bu sebeple, daha çağdaş bir sınıflandırmaya gerek duyulmuştur. Bu sınıflama, söz konusu edilen sanat dalının niteliği ve tekniği gözönünde bulundurulmaktadır. Buna göre, şöyle bir sınıflandırma yapılabilir :

Yüzey Sanatları : Tüm iki boyutlu sanat çalışmaları, yani bir eni ve bir boyu olan kâğıt veya tuval üzerine, bir duvar ya da kumaş üzerine uygulanan sanatlardır: Resim ve türleri ( yağlı boya, sulu boya, baskı sanatları, afiş, grafik çizimler ), duvar resmi, minyatür, karikatür, fotoğraf, batik, süsleme vb.

Hacim Sanatları : Üç boyutlu sanat çalışmalarıdır. Sözgelimi heykel, seramik, anıtlar gibi.

Mekân Sanatları : İç ya da dış mekânı içine alan ya da düzenleyen sanat dallarıdır. En başta mimarî olmak üzere (bahçe mimarîsi, peyzaj mimarîsi), çevre düzenlemesi gibi mekâna ilişkin tüm tasarım çalışmaları.

Dil Sanatları : Edebiyat ve yazı türlerini kapsayan sanatlardır: Roman, hikâye, şiir, deneme, tiyatro metni, film senaryosu vb. gibi.

Ses Sanatları : Müzik ve bütün türlerini kapsayan sanatlardır : Halk müzikleri, klâsik müzikler gibi.

Hareket Sanatları : İnsanın, bedeniyle anlatım gücü kazandırdığı sanatlardır: Bale, dans türleri, halk dansları, pandomim vb.

Dramatik Sanatlar : İnsanın, eyleme dönüşmüş ifadelerle kendini veya bir olayı, bir olguyu anlattığı sanatlardır: Tiyatro, opera, müzikal oyun, kukla gibi sahne sanatları, sinema, gölge oyunu gibi türleri buna örnek olarak gösterebiliriz.

Böylece, bütün sanat dallarını içine alan bir sınıflandırma yapmış olduğumuzu söyleyebiliriz.

17 Ekim 2011 Saat : 5:59
Okunma
egitim
devamını oku

Güzel sanatlar dalları ve özellikleri

Güzel sanatlar dalları ve özellikleri

1 – Edebiyat: Kelimelerle yapılan bir güzel sanattır. Nazım ve nesir yolundaki bütün eserler bu kola girer.

Edebiyat:

Kalem

Kağıt

Silgi

2 – Resim: Yağlı, sulu ya da kuru boyalarla bir zemin üzerine çizgiler çizme ve boyama suretiyle yapılan güzel sanattır. Resim yapan sanatçıya ressam adı verilir.

Resim Malzemeleri:

Boya(kalem,suluboya, guaş, yağlı boya, akrilik boya, mum boyası, pastel boya, kök boya)

Resim defteri

Resim kağıdı

Fırça çeşitleri

Kalem

Mürekkep

Palet

Silgi

Tuval

3 – Heykel: Ya tabiatta var olan ya da hayalde canlandırılan varlıkları,taş, çamur, tahta, maden gibi maddeler kullanmak suretiyle üç boyutlu olarak yapma işidir. Heykel yapanlara heykeltıraş adı verilir.

Heykel Malzemeleri:

Mermer

Beton

Betonarme

Kil

Kalıp çeşitleri

Oyma, kırma, kesme vb araçlar

4 – Mimarlık: İnsanların estetik zevklerine hitap edecek şekilde yapılar yapmaktır. Tarihî olmak özelliğini kazanmış yapıtlar, tapmaklar, camiler, saraylar, bir medeniyetin en güzel eserlerini meydana getirirler. Sanatçılarına mimar adı verilir.

Mimarlık Malzemeleri:

Mermer

Beton

tahta

vb. yapı malzemeleri

Oyma, kırma, kesme vb araçlar

5 – Musiki (Müzik): Sesleri melodi haline getirme sanatıdır. Müzik, pek çok bölümlere ayrılır. Musiki bestecilerine musıkişinas denir.

Müzik Malzemeleri:

Müzik aletleri

6 – Tiyatro: Bir hikâyenin, sahnede, oyuncular tarafından canlandırılarak temsil edilmesi sanatıdır. Bugün tiyatro eserleri, sinemalarda, radyolarda, televizyonlarda yer almaktadır. Eseri oynayan sanatçılara aktör, aktris adı verilir.

Tiyatro malzemeleri:

Kostüm

sahne

yardımcı araç

Dekor araçları

 

7 – Dans: Musikiye uyularak yapılan ritmik hareketlerdir. Pek çok çeşitleri vardır.

Dans mazemeleri:

kostüm

müzik

17 Ekim 2011 Saat : 5:58
Okunma
egitim
devamını oku

Güzel Sanat Dallarında Kullanılan Malzemelerin özellikleri

Güzel Sanat Dallarında Kullanılan Malzemelerin özellikleri

1 -) Edebiyat : Kelimelerle yapılan bir güzel sanattır Nazım ve nesir yolundaki bütün eserler bu kola girer
2 -) Resim : Yağlı, sulu ya da kuru boyalarla bir zemin üzerine çizgiler çizme ve boyama suretiyle yapılan güzel sanattırResim yapan sanatçıya ressam adı verilir
3 -) Heykel : Ya tabiatta var olan ya da hayalde canlandırılan varlıkları,taş, çamur, tahta, maden gibi maddeler kullanmak suretiyle üç boyutlu olarak yapma işidir Heykel yapanlara heykeltıraş adı verilir
4 -) Mimarlık : insanların estetik zevklerine hitap edecek şekilde yapılar yapmaktır Tarihî olmak özelliğini kazanmış yapıtlar, tapmaklar camiler, saraylar, bir medeniyetin en güzel eserlerini meydana getirirler Sanatçılarına mimar adı verilir
5 -) Musiki : Sesleri melodi haline getirme sanatıdır Musiki, pek çok bölümlere, ayrılır Musiki bestecilerine musıkişinas denir
6 -) Tiyatro : Bir hikâyenin, sahnede, oyuncular tarafından canlandırılarak, temsil edilmesi sanatıdır Bugün tiyatro eserleri, sinemalarda, radyolarda, televizyonlarda yer almaktadır Eseri oynayan sanatçılara aktör, aktris adı verilir
7 -) Dans : Musikiye uyularak yapılan ritmik hareketlerdir Pek çok çeşitleri vardır

Yukardaki güzel sanat dallarında kullanılan malzemeleri söyle sıralayabiliriz;

Resim Malzemeleri:

  • Boyalar (kalem, suluboya, guaş, yağlı boya, akrilik boya, mum boyası, pastel boya, kök boya vb)
  • Resim defteri
  • Resim kağıdı
  • Fırça çeşitleri
  • Kalem
  • Mürekkep
  • Palet
  • Silgi
  • Tuval

Heykel Malzemeleri:

  • Mermer
  • Beton
  • Betonarme
  • Kil
  • Kalıp çeşitleri
  • Oyma, kırma, kesme vb araçlar

Baskı Malzemeleri:

Baskı türüne göre değişen malzemeler kullanılır

  • Kumaş
  • Kağıt çeşitleri
  • Ahşap
  • Boya
  • Fırça

Mimarlık Malzemeleri:

  • Mermer
  • Beton
  • tahta
  • vb yapı malzemeleri
  • Oyma, kırma, kesme vb araçlar

Müzik Malzemeleri:

  • Müzik aletleri

Tiyatro malzemeleri:

  • Kostüm
  • sahne
  • yardımcı araç
  • Dekor araçları

Dans mazemeleri:

  • kostüm
  • müzik
17 Ekim 2011 Saat : 5:57
Okunma
egitim
devamını oku

Eş Basınç Eğrileri

Aynı anda, aynı hava basıncı altında bulunan yeryüzü noktalarını göstermek için harita üzerinde kullanılan eğriler. 45° boylamda, 0° sıcaklıkta 760 mm uzunluğundaki cıva sütununun deniz kıyısındaki basıncına eşit olan basınç, normal hava basıncıdır. Buna bir atmosfer basınç denir. Bu değerden küçük basınçlara alçak basınç, büyük basınçlara da yüksek basınç adı verilir. Yeryüzündeki değişik basınçlı yerlerin dağılışını incelemek için haritalara eşbasınç (isobar) eğrileri çizilir.

4 Ekim 2011 Saat : 1:05
Okunma
egitim
devamını oku

Gökkuşağı

Su damlası ve yakıcı güneş. İşte gökkuşağı bunlardan oluşur. Atalarımız gökkuşağından çok korkarlardı. Onu Tanrıların elçilerinin geçmesi için yapılmış bir köprü olarak görüyorlardı. Yağmur ve güneş ile ilişkisi ilk olarak milattan önce 310 yıllarında Aristoteles tarafından ileri sürüldü. Günümüzde ise bir sır olmaktan çıktı.

Altından geçenin cinsiyetinin değişeceği veya yere değdiği noktada bir küp altın gömülü olduğu lafları sadece şakalarda kullanılıyor. Zaten gökyüzünde sabit bir gökkuşağı oluşmuyor. Herkesin bakış yönüne göre, gördüğü gökkuşağı farklı yerde oluyor. Gökkuşağının görüldüğü yere doğru gidilince görülebildiği sürece kişiye hep aynı mesafede kalıyor.

Gökyüzünde gökkuşağı gördüğünüz vakit biliniz ki, o yağmur damlalarından oluşmaktadır ama güneş kesinlikle arkanızdadır. Güneşin paralel ışınları başınızın üstünden geçerek yağmur damlalarına çarparlar. Yağmur damlaları burada ışığı renklerine ayıracak bir prizma görevi görürler.

Sarı gibi görünmesine rağmen güneş ışığı aslında beyazdır ve bütün renkler onun içindedir. Yağmur damlasının içine girince kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi, lacivert ve mor renklere ayrışır. Mor renk çemberin içinde kırmızı ise en dışındadır.

Yağmur damlası çocukken oynadığımız misket veya bilye gibi küresel saydam bir şekildedir. Güneş ışığı bu kendi tarafındaki yüzeyinden doğrudan içine girer. İçinde renklere ayrışır ve kürenin arka duvarına vurarak gerisin geriye yansır. Işığın damlanın ön yüzünden değil de arka yüzünden yansımasının nedeni içbükey, dışbükey mercek özelliklerindendir.

4 Ekim 2011 Saat : 1:04
Okunma
egitim
devamını oku

Fizyokrasi

Fizyokrasi, insan toplumlarının tabii kanunla yönetilmesi demektir. Tabii kanun felsefesinin düşünce dünyasına egemen olduğu 18. yüzyılda, Fransa’da gelişen bir okul da bu adla anılmaktadır. Okul mensupları, “fizyokratlar” diye tanımlanır. Okulun önde gelen temsilcisi Dr. F. Quesnay’nın eserlerinden biri, Droit Naturel, yani “Tabi Kanun” başlığını taşımaktadır. Çağlarında çok kısa bir süre etkili olmakla beraber, Fizyokratlar, iktisadi düşünce biçimlerine getirdikleri yeniliklerle bugün de anılırlar. İktisadi düzenin işleyişini, soyutlama yöntemi ile kurdukları bir model çerçevesinde anlama çabaları, toplumu işlevlerine göre birbirinden ayırmaları, servetin kaynağını mübadele değil üretim sürecinde aramaları, tarım üretimini düşünce sistemlerinin merkezi yapmaları, başlıca özellikleri arasında sayılabilir.
Fizyokratlar, anlaşma, girişim ve ticaret özgürlüğü ya da özel mülkiyet gibi, liberal anlayışın temel ilkelerini savunurken, bu savlarını tabii kanun felsefesinden çıkarıyorlardı. Bu reformcu fikirleri ile de, 1789 Fransız İhtilâli arifesinde, monarşiye ve merkantilist politikanın Fransa’da yarattığı olumsuz etkilere karşı çıkmış oluyorlardı.
Kurdukları soyut modelden çıkardıkları vergi politikası önerileri özellikle önemliydi; çünkü, dönemin Fransa’sındaki büyük toprak sahiplerinin vergi ödemesi gereken tek toplum sınıfı olması gerektiği sonucuna varıyorlardı. Oysa, gerçekte kral, kilise ve soylular gibi büyük toprak sahipleri de hiç vergi ödemezken, kiracı çiftçiler ve köylüler ağır vergi ödemek zorunda bulunmaktaydılar.
Fizyokratların düşünce sisteminin açıklanmasında bir tıp doktoru olan Dr. F. Quesnay’nın (1694-1774) “Tableau Economique” adlı eserinin özel bir yeri vardır. Ayrıca, bu eserin günümüzde kullanılan girdi-çıktı tablosunun öncüsü sayılması, esere bir diğer açıdan da önem kazandırmaktadır.
Tableau Economique, temelde üç toplum sınıfına dayanır:

  • Toprak sahipleri; dönemin Fransa’sında kral, kilise ve soylulardan oluşur.

  • Toprakları birincilerden kiralayarak işleyen girişimci çiftçiler.

  • Kısır sınıf; hem zanaatkârları hem de tüccarlar ve mali sermaye sahiplerini içerir.

 

24 Eylül 2011 Saat : 8:21
Okunma
egitim
devamını oku
 Son Yazılar FriendFeed
reklam
seo kitabı
reklam
reklam

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Siteler

Ödev